Şizo,
İsminin başına hangi sıfatı koyacağımı hala bilmiyorum. Ama bu birbirimize yabancı olmamızdan ziyade birbirimizin olmamızdan kaynaklanıyor diye rahatlatıyorum kendimi. Mektubunu okuduğum ilk anda ne kadar zorba bir karaktere büründüğümü düşünüp belli bir süre şüphe ettim kendimden. Bir çok hareketimi tartışmaya sunmadan eyleme döktüğümü biliyorum. Ama emin ol, düşündüğünden daha çok aktifsin bulunduğumuz eylemlerde. Bedenimi yatağa, bilincimi sana teslim ettiğim her gece sen de zorbalığa çokta uzak olmayan bir çizgide dans ediyorsun. Kontrol hiç bir zaman sadece birimize ait olamaz biliyorum. Bu ortak yaşam sonlandığında sadece birimiz var olmaya devam edecek ve o sen olacaksın.
Ben, diğer bir çok insan gibi bir hırsızım. Çaldığım şeyi ne için ve nasıl kullandığım bulunduğum durumu anlaşılabilir kılsa bile, olduğum şey net ve tek. Ben bir hırsızım. Her varoluşta olduğu gibi bir bedene ne kadar sığıyorsa o kadar çaldım evrenden. Bir tutam et ve kemik, bir tutam da sonsuz evren, bilinç ya da sen her ne diyorsan. Sanırım bizler, nam-ı diğer insanoğlu evrenin kayıtsızlığına, nedensizliğine karşı yaratılmış en acımasız düşmanlarız. Anlamlandırma çabamız ve anladığımız şeyleri küçümsemeye yatkınlığımız başımıza ütopik bir tanrı yarattı bile. Evrenden çaldığımızla evrene kafa tutuşumuz da mizah anlayışımızı ölesiye geliştirdi.
Şizo, sen evrene aitsin. Bense evrenin bana daha doğumumdan itibaren kendinin olanı geri alma adına açtığı savaşta, hemcinslerimin yarattığı dünyamsı yerde bir şey olmak gibi bir kibire yenik düşmek istemediğimden bu kadar aceleci davranıyorum. Senin tabirinle ölüme koşarak gidiyorum. Bu yolculuk (eğer izin verirsen) senin için de anlamlı olabilir elbet:
Sonsuzluğunun yanında geçici bir algı ile varolmanın ne demek olduğu kuşkusuz birlikteliğimizi çok daha anlamlı ve beni daha anlaşılabilir kılacaktır.
Tüm içtenliğimle,
Freni.
zarfsız mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zarfsız mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Kasım 2012 Pazartesi
15 Ekim 2012 Pazartesi
Zarfsız Mektuplar 1
Kaçtık Freni, başardık!
Bir daha yere değmeyecekmiş gibi zıpladık. Öyle ki topuklarından yaylanıp parmak uçlarında hissettin en son toprağı. O parmaklarının ardında gömülen yumuşak toprakla aranıza giren boşluktan hemen önce yeterince vaktin vardı veda için. Ama veda etmedin. Vedalar yetişkinlere özgü kalsın istedin. Yükseldik. Gergin bir vücutla ama gevşek bir ruhla yükseldik. Bence yeterince uzaklaşmıştık. Sana göre ise daha çok yolumuz vardı. Himalayaların da üstüne çıkmalıydık, yeryüzünün yükseklerdeki uzantılarından bile kaçınmalıydık. Ama daha şehirdeydik ve ben şimdiden çakılmaktan korkuyordum. Sana güvenmek istedim, inan istiyorum hala. Kanatların omzumuza yakışmayacağını da söyledim sana. Sense zaten yanımıza almadığımızı hatırlattın bana. Bazen düşünüyorum da; doğumuna şahit olanların ölmesini bekliyorsun galiba. Yoksa çoktan çakılmıştık yere. Vicdanın için mucize yaratıyorsun, ideallerin için ise mezar. Garip bir mizah anlayışın var. Cidden çok eğleniyor musun acı çekerken?! Hayır varoluşuna açılan kapının ya da varoluşundan açılan kapının ardında acı olmasını yadırgadığım filan yok. Aksine katılıyorum sana ki; cennetten düşüşle başlar bunca hikaye. Daha yaratılışta bir kaybediş vardır. Masallara inanmadığını da biliyorum merak etme! Ama masalların uyku öncesinde anlatılmasının ya da uyku ile bağdaştırılmasının bir sebebi varsa, o da benim varlığımdır unutma. Sen anda yaşarsın çünkü. Rüyalar, kabuslar ve hatta geçmiş benim oyun alanım.Sınırları sen belirlersin belki ama alan küçük gelirse derine doğru uçurumu ben kazarım. Ve biliyorsun ki belli bir süreden sonra her alan bana küçük gelir. Şimdi söyle bana. Bizi ölüme koşarak götürüyorsun, peki acelemiz ne?!
Tüm içtenliğimle,
Şizo.
Bir daha yere değmeyecekmiş gibi zıpladık. Öyle ki topuklarından yaylanıp parmak uçlarında hissettin en son toprağı. O parmaklarının ardında gömülen yumuşak toprakla aranıza giren boşluktan hemen önce yeterince vaktin vardı veda için. Ama veda etmedin. Vedalar yetişkinlere özgü kalsın istedin. Yükseldik. Gergin bir vücutla ama gevşek bir ruhla yükseldik. Bence yeterince uzaklaşmıştık. Sana göre ise daha çok yolumuz vardı. Himalayaların da üstüne çıkmalıydık, yeryüzünün yükseklerdeki uzantılarından bile kaçınmalıydık. Ama daha şehirdeydik ve ben şimdiden çakılmaktan korkuyordum. Sana güvenmek istedim, inan istiyorum hala. Kanatların omzumuza yakışmayacağını da söyledim sana. Sense zaten yanımıza almadığımızı hatırlattın bana. Bazen düşünüyorum da; doğumuna şahit olanların ölmesini bekliyorsun galiba. Yoksa çoktan çakılmıştık yere. Vicdanın için mucize yaratıyorsun, ideallerin için ise mezar. Garip bir mizah anlayışın var. Cidden çok eğleniyor musun acı çekerken?! Hayır varoluşuna açılan kapının ya da varoluşundan açılan kapının ardında acı olmasını yadırgadığım filan yok. Aksine katılıyorum sana ki; cennetten düşüşle başlar bunca hikaye. Daha yaratılışta bir kaybediş vardır. Masallara inanmadığını da biliyorum merak etme! Ama masalların uyku öncesinde anlatılmasının ya da uyku ile bağdaştırılmasının bir sebebi varsa, o da benim varlığımdır unutma. Sen anda yaşarsın çünkü. Rüyalar, kabuslar ve hatta geçmiş benim oyun alanım.Sınırları sen belirlersin belki ama alan küçük gelirse derine doğru uçurumu ben kazarım. Ve biliyorsun ki belli bir süreden sonra her alan bana küçük gelir. Şimdi söyle bana. Bizi ölüme koşarak götürüyorsun, peki acelemiz ne?!
Tüm içtenliğimle,
Şizo.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)